Tarihimiz

ÇEVRE İNCELEMESİ
ÇEPNİ KASABASI’NIN TARİHÇESİ:
Kasabamız Kızılırmak kıyılarında bir vadiye yerleşmiştir. Arkasını yalçın kayalıklara yaslamış ve bu kayalıklar da Cenevizler döneminden kalma mağaralarla süslenmiştir. Bu mağaralar o çağların medeniyetleri hakkında bilgi sahibi olmamıza yardımcı olmaktadır. Bu mağaralar incelendiğinde hepsi çekiçle yapılmış olup, çeşitli odalardan ve ibadethanelerden oluşmaktadır. Oyma taşlar içerisinde birbirine geçişleri olan ikiz mezarların da olduğu gözlenmektedir. Bu mağaraların tanıtılması yapılabilirse turistik bir bölge olması da zor olmayacaktır. Kasabanın 5 km kuzey batısında Pınarbaşı denilen bölgede bir su kaynağı bulunmaktadır. Bu da kasabanın yaşamında önemli bir yer tutmaktadır. Bu su küçük bir dere olarak kasabanın güney doğusuna doğru akarak 5km sonra Kızılırmak’ta son bulur.
Kasabamızın tarihi (M.Ö.209-174) Hun İmparatorluğu’na dayanır. Hun imparatoru Oğuz Han (Mete) Çinlileri ve Urum Kağanı’nı yendikten sonra büyük bir imparatorluk kurmuştur. Oğuz Han’ın oğullarından biri olan Gök Han Orta Anadolu’ya yerleşmiştir. Gök Han’ın oğlu olan Çepni ise Kızılırmak vadisi boyunca birçok köy oluşturmuştur. Bu köyler yaklaşık olarak 20 kadardır. İşte kasabamız da o köylerden biridir. Kasabamız kurulduğu yıllarda çok gelişmiş olduğu için adı Çepni-Çongar şehri diye adlandırılmıştır. Bu dönemlerde çeşitli hanlar, hamamlar çeşmeler, su yolları gibi birçok eserler de yapılmıştır. Bunların örneklerini hala kasabamızda görebilmekteyiz.
Selçuklular döneminde kasabada birtakım Selçuklu Mimarisinin örneklerine rastlamaktayız. Örneğin Çepni Camii o dönemden kalma olup sütun ve kemer üzerine oturtulmuş ve hala kullanılmaktadır. Bu yapının kubbe yapısının klasik Selçuklu Mimarisi’nden farklı bir biçimde inşa edildiği görülmektedir.
Osmanlılar Döneminde ise Çepni’de Ermeniler ve Türkler, Türkiye Cumhuriyeti kurulana kadar bir arada yaşamlarını devam ettirmişlerdir. Bu dönemden kalma bir kilise de tarihi bir eser olarak hala ayakta durmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman, Nahçıvan seferine çıkarken yanında bulunan bir Osmanlı sultanının da Çepni’de konakladığı bu arada hastalandığı ve öldüğü, mezarının da burada olduğu bilinmektedir. Çünkü mezar taşı hala varlığını korumaktadır. Mezar taşı üzerindeki yazılarda şunlar yazmaktadır: ‘Şol eyyamı kim müsevveş idi zaman. Nahçıvan Seferine gelmişti sultan. Hicretin guruben dokuz yüz altmış birinde, fevti civan. Hanefi ibni isa , mestan.’Bütün bunlar Çepni’nin tarihi hakkında bize bir takım bilgiler vermektedir.

EĞİTİM VE ÖĞRETİM:
Kasaba halkı eğitim ve öğretime karşı duyarlıdır. Okuma yazma oranı yaklaşık olarak %99’dur. İlkokul 1912 yılında açılmıştır. Ancak Cumhuriyet kurulduktan sonraki kayıtlar mevcuttur.
Cumhuriyetten sonra bu okulun ilk öğretmeni Şarkışla’nın Akçakışla Köyü’nden Ramazan Güçhan adlı bir öğretmendir. Bu öğretmen Çepni’de yaşayan insanlara okuma yazmanın önemini aşılamış ve bu sayede de Çepni Halkı kendini sürekli yenilemiştir. Bunları, okula genç erkek ve kızları kayıt ederek, diğerlerini ise açtığı okuma yazma kursları sayesinde gerçekleştirmiştir.

Ramazan öğretmenin eşi Fatma Hanım’ın ise Atatürk’ün Selanik’ten okul arkadaşı ve komşusu olduğu, O’nun Atatürk’e yazdığı mektuplardan anlaşılmaktadır. Yazdığı bir mektupta, emekli olana kadar Çepni’de kalmalarının iyi olacağından, aksi durumda ise ailenin kalabalık oluşundan, nakil işlemi sırasında perişan olabileceklerinden bahsetmiştir. Bunun üzerine Atatürk, Ramazan Öğretmenin Çepni’de emekli olana kadar kalmasına dair bir emir çıkartmıştır. Bunun üzerine Ramazan öğretmen Atatürk’e bir mektup daha yazarak içkiyi az içmesini istemiş ve: Çünkü bize daha çok yıllar gereklisiniz, demiş. Bu mektup kısa zamanda cevap bulmuş. Atatürk Cumhurbaşkanı adına bir mektup göndermiş. Bunu gören Ramazan öğretmen mektubun cumhurbaşkanından geldiğini görünce korkmuş ve ”idam fermanım” geldi diye düşünmüş. Bir hafta mektup açılmamış. Daha sonra köy büyükleri bir araya gelerek mektubu açmışlar. Atatürk’ten gelen mektupta şunlar yazılıymış: “Sen işime karışma M. Kemal.” Bunun üzerine Ramazan öğretmen bir daha Atatürk’e mektup yazma cesaretinde bulunamamış. Çepni halkı Ramazan öğretmeni hala rahmetle anar.
Çepni halkı çocuklarını kız ya da erkek ayırımı yapmadan mutlaka okutur. Çocuklarını okuyabildikleri yere kadar okutmayı düşünürler. Bu da Çepni’den birçok okumuş ve belli devlet kademelerinde çalışan birçok kişi bulunmasını sağlamıştır. Doktor, hakim, kaymakam, mühendis, subay, astsubay, öğretmen vb. mesleklerde birçok insan yetişmiştir.

ÇEPNİ’DE SOSYAL GELİŞİM:
1955 yılında belediyelik olmuştur. 1963’te de postane şubesi açılmıştır. Halkın katkıları ile 1966 yılında bir ortaokul yapılmış,1979 yılında lise de öğretime başlamıştır. Jandarma karakolu mevcut olup tarihi çok eskilere dayanmaktadır. 1955 yılında Tarım Kredi Kooperatifi hizmete girmiştir. 1972 yılında devlet tarafından bir sağlık ocağı hizmete girmiş ve burada doktor, hemşire ve ebe görevlendirilmiştir. Kasaba ilçe merkezine 20 km. uzaklıktadır. 17 km uzaklıktaki Yeniçubuk Kasabası pazarı ise kasaba halkının ihtiyaçlarını karşılamasında büyük pay sahibidir.
Vilayete ise 127 km uzaklıktadır. Buraya ise sadece adli ve idari işlerin yapılması için gidilir. Diğer ticari işler veya alış veriş işleri ise genellikle kasabaya 102 km uzaklıkta olan Kayseri’de yapılır. Yakın olması bunun sebeplerindendir. Kasaba yolu ilçeye kadar asfalt kaplamadır.

EKONOMİK YAPISI:
Halkın büyük çoğunluğu geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlamaktadır. Aynı zamanda bağ ve bahçelerde geçim de önemli yer tutar. Arazinin geniş olması Çepni’nin çevre köy ve kasabalarının buğday ambarı olarak anılmasını da sağlar. Her yıl yaklaşık 20.000 dönüm hububat ekimi yapılmaktadır. Yine yaklaşık 20.000 dönüm arazi de nadasa bırakılmaktadır. Çepni arazisinin 8.000 dönümü sulanabilmektedir. Bunun da her yıl yaklaşık 2.500 dönümüne pancar ekilmektedir. Modern tarım yapılan kasabamızda 150 civarında traktör mevcuttur. Yakın bir zamana kadar halkımız tarım ve hayvancılığı birlikte yapmaktaydı. Günümüzde ise ne yazık ki hayvancılık yok olmak üzeredir. Halkın hayvancılıkla uğraşan kesimi, yazın ilk aylarında geniş ve soğuk suları ile meşhur olan yaylalara çıkarlardı. Ağustos ayının sonlarına kadar burada kalırlar ve kışları ise geniş araziye sahip olan kasabada, hayvanların kışlık yiyecek ihtiyaçlarını karşılayarak besiye çekerlerdi. Şimdilerde ise sadece iki ya da üç yaylaya çıkılmaktadır.
1966 yılında bir süt fabrikasının temeli atılmış, 1980 yılında da çalışmaya başlamıştır. Bu fabrika kalkınma kooperatifince yapılmıştır.
Yurt dışında yaşayan insanlarımızın katkıları ve ortaklıkları ile 1973 yılında bir yem fabrikasının temeli atılmış, 1981 yılında ise hizmete girmiştir.
Süt fabrikası kendi kaderine terkedilmiş, yem fabrikasında ise çok önemsiz sayılabilecek bir ortaklık payımız kalmıştır.
Kasaba nüfusunda son zamanlarda azalmalar olmuştur. Bu da yurt dışında çalışan insan sayısının fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Okumuş insanların yurdun dört bir yanına dağılmış olması da buna etkendir. Aynı zamanda ticaretin ve sanayinin az gelişmiş olması da buna etken olarak gösterilebilir. 2000 yılında yapılan nüfus sayımında Kasaba nüfusu 7354, hane sayısı ise 930 olarak belirlenmiştir. 2019 yılı itibarıyla ise 1500’ün altındadır.
Kasabada 1995 yılında mahalleler yeniden düzenlenerek isim değişikleri yapılmıştır.
Bu mahalleler:
1-Alaybey Mahallesi
a) Mestanbey Caddesi
-Çıkmaz Sokak
-Meşe Sokak
-Değirmen Sokak
-Şirin Sokak
-Gül Sokak
-Güneş Sokak
-Kayın Kümeevler
Irmak Kümeevler
b) Mehmet Altay Caddesi
-Çiçekli Sokak
-Dağınık Kümeevler
c) Okul Caddesi
-Emek Sokak
-Huzur Sokak
-Zafer Sokak
d) Sınır Caddesi
-Çağlayan Sokak
-Asmalı Sokak
e) Erdal İnönü Caddesi
-Menekşe Sokak
-Bahçelievler Sokak
2-Şehit Binbaşı Mehmet Aras Mahallesi
a) Fidanlık Caddesi
-Kuşburnu Sokak
-Yıldırım Sokak
-Çiğdem Sokak
-Kardelen Sokak
-Kavak Sokak
-Tatar Sokak
-Dikmen Kümeevler
b) Doğu Caddesi
-Pınar Kümeevler
c) Güçhan Caddesi
-Ceylan Sokak
-Yüce Sokak
-Sümbül Sokak
d) Erdal İnönü Caddesi
-Karanfil Sokak
-Dere Sokak
-Zümrüt Sokak
e) Serinevler Caddesi
-Naneli Sokak
-Zakkum Sokak
3- Uğur Mumcu Mahallesi
a) 11 Evler Caddesi
-Akasya Sokak
-Mevsim Sokak
-Çınar Sokak
-Papatya Sokak
b) Sınır Caddesi
c) Hafız Ömer Öcal Caddesi
– Bağlar Sokak
d) Kınalıkapı Sokak

KASABADAKİ KURULUŞLARIN İSİM VE TARİHLERİ:
1. 1912 Çepni İlkokulu
2. 1913 Jandarma Komutanlığı
3. 1953 Çepni Belediyesi
4. 1954 Tarım Kredi Kooperatifi
5. 1963 P.T.T.
6. 1966 Ortaokul
7. 1972 Sağlık Ocağı
8. 1979 Lise
9. 1986 Çepni Halk Kütüphanesi
Not: 1968 yılında şebeke suyu ve 1971 yılında da elektrik gelmiştir.

ATASÖZLERİMİZ:

Acıkan doymam; susayan kanmam sanırmış.
Ağır otur; batman gel.
Allah’ tan korkan ayağının tırnağını; insandan utanan elinin tırnağını keser.
Ali’ye edik, Veli’ye düdük.
Aptal çalar; deli oynar.
Aptalın karnı doydu mu gözü yolda olur.
Bir dala basarsın, bin dal ığralanır.
Caminin mumunu yiyen kedinin gözü bozarır..
Ciğer durmaz; Ali’ye dolaklık eğirir.
Çingen çingene çatmayınca kasnak boğaza geçmez.
Çobanın gönlü oldu mu, tekeden köremez çıkarır.
Dek duranın devesi ölmez.
Dene deneye eş olur; dene bir kazan aş olur.
El gider kile; sen de gidersin bile.
El kapısını itme el ucuyla; iterler kapını omuz gücüyle.
Enik itle yal yiyenin eli yüzü yal olur.
Ev danası öküz olmaz.
Hamı tatlı, hası acı.
Hamına derken hasına değdi.
Harmana varan, yabayı da, tığı da görür.
Has bahçe, siyecinden belli olur.
İte dalanmaktansa çalıyı dolanmak yeğdir.
İtin ürmeyenini kapıya koymazlar.
Kaba ağaç dalıyla gürler.
Keçi keçiyken yatacağı yeri deşer.
Kesek kafamı yardığına göre taş olsaydı; bulamaç karnımı ağrıttığına göre aş olsaydı.
Koyunu yayan kurdu görür.
Kötü çamın budağı çok olur.
Kurtçu it dişini göstermez.
Küllükte büyüyen kenkili uzun bırakır.
Laf sahibinden büyür.
Muhanet adamı hacet sahibi yapar.
Muhanet ölümden çetindir.
Ne yedi, ne içti bu diş; ne altın oldu ne gümüş.
Ölünün kefenini soyar; bardağın lakırtısından korkar.
Ölüsü olan ağlamasın; delisi olan ağlasın.
Sıcak ahırdan eşek kaçmaz.
Su ıslanmaz; deli uslanmaz.
Suyun durgun akanından değil insanın yere bakanından kork.
Tarla alma dere ağzından, sel alır; el kızını alma, malını elinden alır.
Taş taşa değer; döner başa değer.
Tek taşla duvar olmaz.
Yağmur yağmadan sele gitme.
Yahşi yiğit yareninden belli olur.
Yılan yılan iken, toprağı kanadı ile yalar.
Yolu yoluyla; ormanı baltayla keserler.
Yumurtlayıcı tavuk çığırtkan olur.

DEYİMLERİMİZ

Ahmet Turan gibi aldığı yerden dönmek
Amma eyası kalın ha!
Doğmamış çocuğa don biçmek.
Düğününde halbur ile su çekmek.
Tutulmuş tavşan gibi bakmak
Ebemin bıyığı olsa dedem olurdu.
Elin ipiyle kuyuya inmek.
Gelişine gidişim; tarana aşına bulgur aşım.
Kurdu yarattın, İmamları niye yarattın; İmamları yarattın, kurdu niye yarattın?
Ha deyince han yapmak
Ha Hasan, ha kel Hasan.
İtine göre yal çalmak.
İt ile bir çuvala girmek.
Legorun tavuğu gibi yumurtlamak.
Tarla mı kesekli ben mi koşamıyorum?
Yavrum Kiriş, dayağı yemeden para mı verir?
Yıkıl kayacık yıkıl, Manik senden su içti.
Yokluk; insan yokluğu.
Yumurtlamadıktan sonra kargalar da benim tavuğum.

TEKERLEMELERİMİZ

Tarana tartar,
Karnımı yırtar,
Mantıyla köfte,
Gel beni kurtar.

Ha tapıya tapıya,
Kılavuz geldi kapıya,
Az verenin kızı olsun,
Çok verenin oğlu olsun.

Leylek leylek havada,
Yumurtası tavada,
Söyle gelsin et yesin,
Et yemezse ot yesin.

Mustafa mıstık,
Arabaya kıstık,
Bir sohum ekmek,
Kapı kapı gezmek.

Mart kapıdan baktırır,
Kazma kürek yaktırır,
Koca öküzün gönünü,
Kapılara taktırır.

Elim elim öpenek, elden çıkan topanak, topanağın yarısı, bit güdenin (pirenin) karısı, indim gittim Halep’e, Halep’te bir ayı gördüm, ayı beni korkuttu, kulacını sarkıttı, edem, büdem, sil bunu, süpür bunu, çıkart bunu.